25 Mart 2011 Cuma

Sünnet

''Sünnet kaseti'' ya da ''sünnet videosu'' denen bir şey var kültürümüzde. ''Sünnet düğünü''nden geçtim... Geçenlerde yakın geçmişte çekilmiş bir örneğine rastladım bu videoların ve anılara daldım. Kendimden söz ettiğim için böyle diyecek olabilirim, eğer öyleyse çocukluğumu bilerek bu post'u okuyan varsa mazur görsün; sonra beni bulsun, artık görüşelim. Pısırık bir çocuk değildim. Ama şu sünnet olayı, karşımızdaki apartmanın tam hizamızda bulunan penceresi yüzünden bir yazımı çaldı dostlar. Alper'in sünnet olduktan sonraki çığlıkları 98 yazı boyunca karşı apartmandan kahvaltı soframıza, Televole keyfimize, geceyarısı Fransa 98 maç özetlerimize dahil oldu. Bir süre sonra Alper'in 8 yaşındaki bir çocuk için aynı dönem ''Ayrılık deme bana, ne olur / Ne olur damarıma basma'' diyerek müzik listelerinde 1 numaraya oturan Çelik'in aslında bi' numarası olmadığını düşündürecek güzellikte bağırdığını fark ettik falan. Alper'in haykırışlarıyla gözümde canlanan vahşet sahneleri, aynı yaz Arjantin - İngiltere maçında yaşadığım ruhsal şahlanmayı gölgede bıraktı. O inledikçe aklıma Alper'in "Dal" isimli yamyam kabilesi tarafından kaçırılıp kütüğe bağlandığı, Alper'in şiddetle anırdığı anlarda ise biraz önce Alper'in etrafında dans ederek dönen bu adamların baltayı çüküne indirdiği geliyordu. Zoom yapılan yüzündeki terler, baltanın ne kadar da sert indiğinin en kirli kanıtı gibiydi. Hele o zavallı küçük dili, acıdan tir tir titriyordu. Hayatımı yarı çizgi film mantığıyla sürdürdüğümden kan ve ölüm yoktu hayallerimde. Sonbaharda sünnet olacaktım, korkuyordum. Sırf o çığlıklar ve Alper'in hayalgücüne sığınıp bize anlattıklarından etkilenerek aileme sünneti genel anestezi altında olmayı teklif ettim. Doktora soruldu, oluru varmış ki öyle de oldu. Dört dörtlük bir sünnet videom olmasa da, sünnet sonrası hastahane odasındaki saçmalamalarımı kaydetmişti babam. Bu yaşıma geldim, hala tek kelimeleyle ''utanıyorum'' o videodan. Anestezi olabilecek en talihsiz biçimlerde dilime vuruyor. Kafam gayet kıyak, hasta(?) yatağımda (Ah Alper... Birkaç ay sonra ünlü sünnetçi Kemal Özkan bu işi canlı yayında -zannedersem Turnike'de, hızlandırılmış tur şeklinde- bile yapacaktı.) Barış Manço'dan Nick The Chopper'ı söylerken, sonradan yan odadaki hastanın yakını olduğunu öğreneceğim tanımadığım bir kadın -yanlışlıkla- odaya giriyor ve ben etraftakilere kadıncağızı gösterip ''Kim bu kaltak'' diye sorup şarkıma devam ediyorum. Hemşire bozuk ağzıma alışmış, bir kahkaha atıyor. Sonrası sessizlik. Kadın ''Hiç terbiye verememişsiniz bu çocuğa'' deyip ortamı terk ediyor. (Evet, tam youtube'luk!) O esnada ben yeni bir şarkıya başlıyorum... (Olayın perde arkası: Annem kadından özür dileyip işi tatlıya(?) bağlıyor. 5 dakikalık sünnet uğruna yaşadığım bir saati aşkın kafa annemin sinirleriyle oynuyor. Bir ara bir daha asla normale dönemeyeceğimi düşünmüş.) Birkaç gün sonra görüntüleri izlerken ağzımdaki ''ayı'' şeklindeki jelibondan utandım. Tüm tahriklere rağmen ''kaltak'' lafını nereden öğrendiğime ilişkin tartışmalardan kaçındım. Balonların arasında tebrikleri kabul ederken, beni bu hallere düşüren Alper'e en güzel cevabı susarak verdim.

Bir de Kanal D önceki iki hafta üst üste Evde Tek Başına 3'ü yayınladığını fark etmiş olacak ki sünnet olduğum ve sonraki hafta Jumanji'yi yayınlayarak izleyenlerine ihanet etmemişti.

TDK sözlüğü umrumda değil, Türkçe konuşurken "otomatikman" demeyelim.

Hiç yorum yok: